Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Başlık: “Faiz: Kazanmanın Gölgesinde Kaybetmenin Hikayesi”

Bu haberin fotoğrafı yok
  Faiz denildiğinde bugün çoğumuzun aklına ilk olarak bankalar ve para geliyor.

En basit ifadeyle faiz; paranın belirli bir süre kullanılmasının karşılığında, ana paranın üzerine ödenen fazlalıktır. Ancak mesele yalnızca paradan ibaret değildir. Bir malı misliyle verip vadesi geldiğinde daha fazlasını almak da faiz kapsamında değerlendirilir. Örneğin bir teneke buğday verip, vade sonunda iki teneke buğday almak gibi…

Peki, faizin dinimizdeki karşılığı nedir?

Kur’an-ı Kerim bu konuda oldukça açık hükümler ortaya koymaktadır.

Bakara Suresi’nin 278. ayetinde:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının. Eğer Allah’a gerçekten inanıyorsanız, faizden doğan, ancak henüz tahsil etmediğiniz kazançları almaktan vazgeçin.”

buyrulmaktadır.

Hemen ardından gelen 279. ayette ise çok daha ağır bir uyarı vardır:

“Eğer faizcilikten vazgeçmezseniz, artık Allah ve Rasûlü’ne karşı savaş açtığınızı, onların da size savaş açtığını bilin. Eğer tevbe ederseniz anaparanız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.”

Faizle ilgili hükümler yalnızca Bakara Suresi’nde de yer almıyor.

Âl-i İmrân Suresi’nin 130. ayetinde:

“Ey iman edenler! Kat kat faiz yemeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.”

Nisâ Suresi’nin 161. ayetinde:

“Bir de kendilerine yasaklandığı hâlde faiz almaları ve haksız yollarla insanların mallarını yemeleri yüzünden. İçlerinden kâfir olanlara can yakıcı bir azap hazırladık.”

Rûm Suresi’nin 39. ayetinde ise:

“İnsanların malları içinde artacağını düşünerek faize verdiğiniz para, zahiren artar gibi gözükse de Allah katında artmaz. Oysa Allah’ın rızasını isteyerek karşılıksız verdiğiniz zekât cinsinden şeylere gelince, işte böyle yapanlar, mal ve sevaplarını kat kat artıranların ta kendileridir.”

buyrulmaktadır.

Bütün bu ayetleri yan yana koyduğumuzda karşımıza oldukça açık bir tablo çıkıyor.

Faiz ilk bakışta bir kazanç gibi görünüyor. Paranızı veriyorsunuz, vadesi geldiğinde daha fazlasını alıyorsunuz. Rakam büyüyor, para çoğalıyor.

Yani görünürde kazanıyorsunuz.

Peki ya kaybettiklerimiz?

Belki de faizin neden bu kadar ağır ifadelerle yasaklandığını anlamak için meselenin bu tarafına da bakmak gerekiyor.

Ticarette kâr da vardır, zarar da. Üretimde emek vardır, yatırım vardır, risk vardır. Faizde ise durum farklıdır. Borç veren, parasını belirli bir fazlalıkla geri almak ister. Borç alan kazanmış, zarar etmiş, işleri yolunda gitmiş ya da gitmemiş… Borç işlemeye devam eder, faiz de üzerine eklenir.

Yani ticarette risk paylaşılırken, faizli borçta yükün önemli bir kısmı borçlunun omuzlarında kalır.

Bir tarafta para büyürken, diğer tarafta borç da büyür.

Birinin kazancı artarken, diğerinin yükü ağırlaşabilir.

İşte mesele yalnızca ekonomi olmaktan burada çıkıyor.

Bugün kurulan ekonomik sistemin merkezinde bankacılık, kredi ve faiz bulunuyor. Ev almak isteyen krediyle, otomobil almak isteyen krediyle, işini büyütmek isteyen yine krediyle karşılaşıyor. Bir tarafta parasını faize yatırarak daha fazla kazanmaya çalışanlar, diğer tarafta borcunun faizini ödeyebilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalanlar var.

Böyle bir sistem zamanla yalnızca borç alanı değil, üretimi de etkiliyor. Sermaye sahibi için parasını üretime yatırıp risk almak yerine faiz geliri elde etmek daha cazip hâle geldiğinde; yatırımın, üretimin ve istihdamın bundan etkilenmesi de kaçınılmaz oluyor.

Sonra dönüp hayatımıza bakıyoruz.

Bundan yüz yıl önce sahip olunması hayal bile edilemeyecek imkânlara bugün sahibiz. Daha konforlu evlerde yaşıyor, daha iyi otomobillere biniyor, dünyanın öbür ucundaki insanla saniyeler içerisinde konuşabiliyoruz.

Kâğıt üzerinde daha zenginiz.

Peki, daha huzurlu muyuz?

Bugün borçluluk, geçim sıkıntısı ve gelecek kaygısı hayatımızın önemli meseleleri arasında. İnsan daha fazla kazanmak istiyor, daha fazlasını elde etmek için borçlanıyor, borçlandıkça daha fazla çalışmak zorunda kalıyor.

Ekonomik refahımız geçmişle kıyaslanamayacak ölçüde artmışken, neden bu kadar çok insan gelecek kaygısından, mutsuzluktan ve huzursuzluktan şikâyet ediyor?

Elbette toplumda yaşanan ahlaki, sosyal ve psikolojik sorunların tamamını tek bir sebebe bağlamak mümkün değildir.

Ancak Kur’an’ın faiz konusunda kullandığı ifadelerin ağırlığını düşündüğümüzde şu soruyu sormak da kaçınılmaz hâle geliyor:

Allah ve Resulü’ne karşı savaş açmak kadar ağır bir ifadeyle uyarıldığımız faiz, hayatımızın ve ekonomik sistemimizin bu kadar merkezine yerleşmişken; yaşadığımız ekonomik, sosyal ve psikolojik sıkıntılarla bunun arasında gerçekten hiçbir ilişki yok mudur?

Belki de Rûm Suresi’nin 39. ayetinde verilen mesaj üzerinde bir kez daha düşünmek gerekiyor.

İnsan parasının arttığını görüyor ve kazandığını düşünüyor. Oysa Kur’an bize başka bir ölçü gösteriyor:

Her artış, gerçek anlamda kazanç olmayabilir.

O hâlde belki de soruyu başka türlü sormamız gerekiyor:

Faiz gerçekten kazandırıyor mu, yoksa cebimize koyduğundan daha fazlasını hayatımızdan mı alıyor?

Çünkü bazen hesabımıza baktığımızda kazandığımızı düşünürken; huzurumuzdan, toplumsal dayanışmadan, üretimden ve belki de en önemlisi manevi değerlerimizden kaybediyor olabiliriz.

Belki de asıl mesele ne kadar kazandığımız değil, kazanırken neleri kaybettiğimizdir.

Kalın sağlıcakla…

Ekrem Abi Site matbahis giriş